Maraş, Libya, Fas: afet hem Allah’tan, hem toplumdan gelir

Kuzey Afrika’daki ardı ardına iki felaket ve ülkelerin buna müdahale edememesinin ardındaki neden Allah’ın dinini uygulamamalarıdır düşüncesindeki derinliği Ali Ulvi Altınsoy anlatıyor.

Maraş, Libya, Fas: afet hem Allah’tan, hem toplumdan gelir
Son Güncelleme: Whatsapp

Ali Ulvi Altınsoy

Uyananinsan.com 13/9/2023

Fas’taki deprem felaketi ardından Libya’daki sel felaketi Kuzey Afrika’da ard arda korkunç gelişmelere işaret ediyor. Libya’nın isyancı kontrolündeki Doğu bölgesindeki Derne’de yoğun yağışlarla gelen sellerde şu anki rakamlarla beş binden fazla ceset tesbit edildi. Ölü sayısının onbinlere çıkmasından endişe edilmekte.

Kuvvetli yağışlarla sellerin ortaya çıkması yeni bir durum değil. Türkiye’de İstanbul’un ortasında iki kişi, Yunanistan’da on kişi, belki kayıpların sayılmasıyla yüze yakın kişinin sellerle öldüğünü biliyoruz. Ancak binler, onbinlerin sellere kurban gitmesi daha derin bir konu.

Doğal felaketlerin ardından Müslüman kimlikli kişilerin bu felaketin Allah’ın akılsız halkı cezalandırması, ilahi adalet olduğu yönünde görüşleri ardından bütün medyada, hatta muhafazakar kimlikli medyada bile linç kampanyaları başlatılır. “Bu çağda böyle mantıksız şeyler söylenir mi?” gibi toptan dinkarşıtı sesler ya da “mağdurlara hakaret ediyor” tarzı iletişim uzmanlığı ya da “öyle olsa arada kalan iyi insanlar neden zarar gördü” tarzı ilkel akılyürütmeler hemen manşetlere taşınır.

Oysa Kuran-ı Kerim’de ülkeye hakim olan yolsuzluk ve toplumun çürümesiyle Allah’ın felaketlerle cezalandırması aynı durumdur. Toplum çürüdüğü için, yolsuzluk yayıldığı için, inşaat standartlarına uyulmadığı, kaza yönetmelikleri izlenmediğ için, kötü idareler ya da toplumun parçalanmış bölünmüş yapısı nedeniyle, bir halk doğal felaketlere, kazalara, kıtlığa, işgale açık hale gelir.

Bugünkü Japonya’da depremlerin etki etmemesinin temel nedeni Japonların, Japonluk dini diyebileceğimiz kendi yaşam biçimlerine büyük ölçüde sadık kalarak, yolsuzluğu kısmen gidermiş olmaları, bir bütün içinde çalışmaları, kendi kanunlarına uymaları, kendi yönetmeliklerini uygulamalarındandır. Kuşkusuz bunun örneğin Fukuşima nükleer kazasındaki gibi istisnaları var, ancak topluca baktığımızda kendi suni, tarihsel dinlerini, buna dayalı ahlaklarını genel olarak takip ettiklerinden, yolsuzluk yaygınlaşmadığından, felaketlerin etkisi daha az.

Müslüman toplumlar ise bunun tam tersi. En küçük bir yangın, zelzele, heyelan, sel yüzlerce, bazen yüzbinlerce yaşama mal oluyor. Bangladeş, Libya, Fas, Afganistan, Pakistan, Endonezya daha mı çok doğal felakete uğruyor? Yoksa İslam toplumları kendi din, yaşam biçimi, ahlak ve kültürlerinin temelini oluşturan ilkeleri bıraktıkları için toplumları yolsuzluk, zulüm, hırsızlık, işgal, bölünmüşlük, iç savaş, terör içinde mi kıvranıyor?

İslamiyet en üst, en fazla akla ve düşünmeye hitab eden, dini temellerini mukades kitabında bile mantık içinde açıklayan, dünyada neredeyse kaybolmuş gitmiş bilimleri yeniden ihya edip geliştirip bu günkü dünyanın temellerini atmış, yüzlerce farklı etnik özellikten halkı aynı devlet altında uyum ve adalet içinde yönetebilmiş kuralları sağlamış en üst düzey dindir, yaşam biçimidir, yasal zemindir, ahlak ve kültür altyapısıdır. Bir bilgisayarın işletim sistemi neyse bir toplumun dini odur.

Türk toplumu iki yüz yıl boyunca bütün gelişmelere rağmen İslamiyet’ten kopmamıştır. Hala toplumun işleyişinin, düşüncelerimizin, sabretmemizin, hoşgörmemizin, yardımlaşmamızın temeli İslamdır. İslamiyetin kuralları da çok açık ve kesin olarak Kuran’da belirtilmiştir. Bunlara zıt bir toplum düzeni, Türkleri de diğer İslam ülkelerini de kriz anında işlemez, çalışmaz, arızalı hale getirmektedir. Bize zıt toplum düzenlerini, düşünce biçimlerini denedik, denedik, denedik, yüz yıl boyunca elli farklı ülkede denedik. Hep aynı sonucu aldık. Böylesi durumlarda Müslüman toplum en küçük bir virüsün, en sıradan bir veri fazlalığının bir bilgisayarı çökertmesi gibi, toplum bir anda felç olabilmektedir.

Libya’ya bakalım. Kimi Maliki, kimi Hanefi, kimi Şafii, hepsi Müslüman yedi milyon Libyalı, muazzam petrol kaynakları, dev boyutlu bir ülke, dağlar, ovalar, Akdeniz kıyılarında bütün komşuları kardeş halklardan oluşacak şekilde yaşamaktadır. Halkın adeta Cennet hayatı yaşaması gerekmektedir. Ancak adeta Cehennemi yaşamaktadırlar.

Çünkü kendi işletim sistemlerinin kurallarına uymamakta, yalan söylemekte, hırsızlık yapmakta, Allah’ın dinini kişisel bir ayin manzumesine indirgemekte, yolsuzluğa onay vermekte, darbeci generallere, İslam’ı değil Batı’yı izleyenlere destek vermekte, komşu aşiretle husumet beslemekte, faizi hoş görmekte, İslam Birliği’ni milli ülkü haline getmemekte, iç savaşta taraf tutmakta, bütün İslam toplumları gibi zihnen Allah’tan uzaklaşmakta ve Batı hayranı bir genç nesil yetiştirmektedir.

Bu durumda Akdeniz’in kuzeyindeki, Okyanusun ötesindeki leş kargaları, Libya toplumunu daha da ifsad etmekte, rüşvetlerle ihaleler almakta, yönetime casus sokmakta, paralı asker göndermektedir. Her yönden iyice zayıflayan toplum ve devlet, ancak o anı yönetmekle yetinmekte, gelecekte olabilecek felaketlere karşı önlem almaya ne para, ne zaman, ne de arzu ortaya koyabilmektedir.

Türkiye’deki Kahramanmaraş deprem felaketinde elli bin kaybımızın da nedeni hem Allah’ın cezalandırması hem de toplumdaki, yeryüzündeki fesattır. İkisi aynı şeydir. Sadece hükümeti suçlamak, muhalefetin engellemeleriyle kentsel dönüşümün engellenmesinde ortaya çıktığı gibi yanlıştır. Suçlu dindarı, laiği, Ak’lısı Halk’lısı, Türkmeni Kürdü, Batıcısı Osmanlıcısı bütün Türk toplumu. Toplum bir bütündür.

Ve evet, “evliyaullah’ın yüzüsuyu hürmetine ayaktayız” sözü de doğrudur. Toplumdaki bazı olağanüstü etki göstermiş iyi insanların tamamen çöküntüyü  bugün ya da geçmişte yaptıklarıyla önleyici etkileri vardır. Örneğin bin yıl boyunca Anadolu’da halkın samimi olarak Kader inancını tesis eden, en üzra köydekinin bile “her şeyde hayır vardır” demesini sağlayan adı meçhul binlerce evliyanın tarihteki “sosyal sorumluluk çalışmaları” olmasa, toplum daha sabırsız, acımasız, anarşik olurdu. Evliyaullah’ın yüzüsuyu hürmetine, yani onların Allah inancını yerleştirmek için yaşamlarını feda etme çabalarının sonucunda bugünkü Türkiye toplumu ayaktadır. Örneğin kökenleri ahilere kadar giden, aslı Kuran ayeti olan vadeli çek sistemi sayesinde son dönemde ekonomik darbelere iyi kötü dayanabilmiştir, Derviş, Fisher, Babacan sayesinde değil. Doğal gelişmeler ve toplumsal süreçler ile Allah’ın ilahi adaleti aynı şeydir. Aynı bütüne farklı açılardan bakmaktır.

Dolayısıyla şu açıktır ki Yüce Allah, Kaddafi’nin cesedinin sokaklarda sürüklenmesi sonrasındaki 10 yılda birbirini yiyen, zayıfı ezip güçlüye tapan, faize dönen Libya’yı, zaten halkın bunlara genel olarak müracaat etmesiyle cezasını daha baştan vermiştir. Halk İslamiyetin geleneksel kültürel öğelerine şeklen bağlılığını devam ettirmesine rağmen dinin temel toplumsal unsurlarından uzaklaştığı anda kendisini feleketlere açık hale getirmiştir. Bunlar da ardı ardında kazalarla, ekonomik buhranlarla, işgallerle, iş savaşlarla, doğal afetlerle ve en son bu sellerle yağmaktadır. Devam da edecektir.

Bir Müslüman toplum belki tamamiyle dini bırakır, Japon Şintosu, Avrupa yaşam biçimi gibi bir toplumsal kültüre bir anda tamamen eksiksiz girebilse, ardından bunu uygulayabilse belki yine düzenli çalışmaya devam edebilir. Ancak İslamiyet en gelişkin ve bütüncül din olduğundan Yaratan Allah, bu dinin temel özellikleri yoluyla, böylesi bir gelişmeyi imkansızlaştırmıştır. Bu da şu anlama gelir ki düzgün çalışması için Müslüman toplum için başka seçenek yoktur: bütün varlığı ile Faizci Kapitalizmle, küresel bankacılık sistemiyle savaşacak, gençliğini Allah’ın yasalarına saygılı hale getirecek, Evrim değil yaratılışla Allah’ın şekillendirdiği canlılara, tabiata en yüksek dikkati gösterip doğayı koruyacak, iki Müslüman grup çatıştığı zaman araya girip her ikisini de mutlaka durdurup kan akmasını önleyecek, daima iyiyi, doğruyu, gerçekleri, ilmi yayacak, adaleti tesis edecektir. Ancak böylesi bir durumda yeniden işletim sistemi o bilgisayarı tam kapasitesiyle çalışır hale getirebilir.

Allah’ın ilkelerini uygulamazsak, sapıklık, zulüm, cinayet, adaletsizlik, fakirlik, depresyon gibi belaların yansıra işgaller, savaşlar, afetler, kıtlıklar da iki milyarlık toplumumuzun ayrılmaz parçası olur.

Bir hafta sonu içinde Kuzey Afrika’daki iki dev boyutlu felaket, kendi batıl dinini samimi olarak uygulayan Japonya, Yeni Zelanda, Norveç gibi bir ülkede belki kimsenin burnu kanamadan geçiştirilebilecekken Müslüman ülkelerde milyonlarca insanın hayatını mahvedecek düzeyde etki göstermiştir.

Alemlerin Rabbi olan Allah, Libyalı Faslı kardeşlerimize sabır versin. Bütün İslam alemine de şapkasını önüne koyup düşünme feraseti versin.

 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

deneme bonusu veren siteleri arçelik gaziantep profesyonel nakliyat eşya depolama istanbul evden eve nakliyat canlı casino